Bütün çocukluğum ayna karşısında geçti diyebilirim. İlk çocukluk dönemimde bütün oyunlarımı evin giriş holünde ayakkabılığın karşısındaki boy aynasının önünde kurardım. İlk gençlik dönemimde ise odama geçtiğim zaman ilk oturduğum yer aynanın karşısı idi. Ağladığımda, güldüğümde koşa koşa hemen ayna karşısına geçmek benim için normaldi. Üniversiteye gittikten sonra, bu alışkanlığımdan kendiliğimden vazgeçtikten sonra da üzerinde hiç düşünmemiştim, ta ki kendi çocuklarım olana kadar. Kızlarım biraz büyüyüp birlikte oyun oynamaya başladıkları zaman ilk fark ettiğim şeylerden bir tanesi, bir kardeşle büyümenin ne demek olduğu hakkında hiçbir fikrim olmadığı idi. İşte o zaman hatırlamaya başladım, ayna karşısında geçirdiğim günleri. Kendi kendime kurduğum oyunlardaki diyalogların tamamının replik karşılıklarının aynadaki yansımamdan geldiğini anımsadım. Sahip olduğum tek arkadaşımın benimle birlikte öfkelendiğini, benimle birlikte sevindiğini, kısacası yaşadığım her duyguyu benimle paylaştı...